Nevşehirli Damat İbrahim Paşanın Çırağan Yalısı


E-Gezi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

Çırağan Sarayı'nın bulunduğu alan, Boğaziçi'nde bağ ve bahçelerinin güzellikleriyle tanınmış ve her dönemde padişahların, hanımsultanların, sadrazamların ilgi odağı olmuştur. XVII. yüzyıl başlarında "Kazancıoğlu Bahçesi" ismi ile anılan bu yerde saltanata ait ilk yapı IV. Murad'ın kızı Kaya Sultan'ın yalısıdır. Bu dönemdeki yapı ile ilgili olarak herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Kaya Sultan'ın ölümünden sonra (1659) III. Ahmed Devrine kadar özellikle IV. Mehmed ve II. Mustafa'nın uzun süreler Edirne'de oturumları İstanbul'un ihmaline sebep olmuştur. birçok köşk ve kasrın harap olduğu bu süre içerisinde Kaya Sultan Yalısı'nın da aynı akibete uğradığı anlaşılıyor.

Sultan III. Ahmed dönemiyle birlikte, İstanbul'da yaygınlaşan eğlence âlemlerinin en gözde mekanlarından biri olma niteliğini taşıyacak olan Çırağan ; XVIII. yüzyıl başlarından itibaren yaklaşık iki yüzyıl boyunca isminden sıkça bahsedilen ve birbiri ardısıra inşa edilen yapılar topluluğu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Lâle Devri'nin önde gelen devlet adamlarından Nevşehirli İbrahim Paşa, III. Ahmed'in kızı Fatma Sultan ile evlendiğinde, Kaya Sultan Yalısı'nın bulunduğu alanda yeni bir yalı yaptırır. 1719'da tamamlanan yapı Marmara Adası'nın en nadide mermerleri ile süslenmişti. İnşa çalışmaları sona ermesi üzerine Sultan III. Ahmed'in de katılımıyla sık sık gerçekleştirilen ziyafetler, düzenlenen eğlenceler ve geceleri yapılan "Çerağan Safaları" nedeniyle yapı "Çerağan Yalısı" adıyla anılmağa başlanır.

Sultan III. Ahmed'in Patrona Halil isyanıyla tahttan indirilmesinden sonra (1730) Fatma Sultan, vefatına kadar Çırağan'da oturur. İbrahim Paşa'nın Çırağan Yalısı hakkında dönemin İngiltere elçisi Edward Wortley Montague'nin eşi Lady Mary Wortley Montague Avrupa'da bulunan dostlarına şunları yazmaktadır. "Size burayı tasvir etmek istiyorum. Saray deniz kenarında bulunabilecek mevkilerin en güzelinde. Mevkie ağaçlık bir tepe hakim... Kapıcı sekiz yüz odadan fazla dedi. Bu kadar bulunduğuna emin değilim, odaları saymadım... Hamam daireleri kadar zevkimi hiçbir şey okşamadı. Karşılıklı iki hamam var. İkisi de aynı tarzda yapılmış. Kurnalar, çeşmeler, tabanlar hep beyaz mermerden. Tavanlar yaldızlı, duvarlar çini kaplı... Bahçeler de ihtişamca saraylardan geri değil, yeşil kameriyeler, ağaçlar ve havuzlar var. Hepsi garip bir âhenk teşkil ediyor."

Çırağan Yalısı hakkında bilgi veren diğer bir kaynak, 1740 ve 1741 yıllarında Avusturya Sefareti'nin askeri maiyyetinde bulunmuş olan Gudenus'un tanım ve krokisidir. Gudenus, sefire verilen ziyafetler münasebetiyle yapıyı görmüş, isim vermeden birtakım bilgiler vermiş ve bir de krokisini çıkarmıştır. 14 Eylül 1740 günü gerçekleşen ziyafette yalı hakkında şu bilgileri vermektedir. "Köşkteki altın ve gümüş kakmalı alaca renkler bizce yadırganabilir görünür ise de, hiç rahatsız edici değildir. Beyaz mermerlerle döşeli olan zeminin ortasında, yine beyaz mermerden dört köşeli bir su teknesi vardır. Burada camiye benzeyen bir cisimde (fıskiye taşı) 15 pirinç lüleden yukarıya doğru su fışkırmaktadır. Sular teknenin kenarına pirinçten yapılmış çiçeklerden geçerek hoş bir biçimde boşalmaktadır. Teknenin fazla suları, çevresinde fırdolayı yer almış olan pirinç çörtenler aracılığıyla döşemede bulunan bir açık oluğa akmaktadır. Bu oluk bahçede bulunan büyük havuza kadar uzatılmıştır. Balık sırtı şeklinde oyulmuş olan oluk, kabartma balık tasvirleri ile süslenmiştir."

Gudenus, 17 Ekim 1740 tarihli ziyafetle ilgili olarak da şu bilgileri vermektedir: "Girişte saz, uzakta mehter çalıyordu. Her zamanki gibi kahve, tatlılar, tütsüler ve tütün ikram edildi. Ev sahibi büyükelçiye bütün binaları bir aşağı bir yukarı gezdirdikten sonra , İstanbul tarafında bulunan ve bize daha evvelden Yeniçeri Ağası'nı ziyaretimiz esnasında gösterilmiş olan bir Hünkâr Sarayı'na kadar götürdü. Hünkara ait bütün odalar, hamamlar hatta Harem Dairesi bile Büyükelçilik maiyetine açık tutuldu. Bu nadir fırsatı kullanarak, bu binanın planını çizdim."

Lady Montague ve Gudenus'un verdikleri bilgiler, bu ilk Çırağan Yalısı'na ait eldeki en eski ve ayrıntılı bilgiler olarak görülmekteydi. Ancak Patrona Halil isyanından sonra öldürülen Damad İbrahim Paşa'nın mal varlığı ile ilgili olarak düzenlenen muhallefat defterlerinden birinde Çırağan Yalısı ile ilgili olarak geniş bilgiler yer almaktadır.

1 Temmuz 1731 tarihli deftere göre Damad İbrahim Paşa'nın yaptırmış olduğu yalı küçük bir saray niteliği taşımaktaydı. Topkapı Sarayı teşkilat yapısı içerisinde yer alan unsurların birçoğu bu yalıda da bulunmaktaydı. Padişahın vaktinin büyük bir kısmını burada geçirmesi böyle bir yapılanmaya gidişte en önemli etken olmuştur.

Yalı üç sofalı büyük bir kasır ve ondan bağımsız olarak inşa edilmiş birkaç küçük köşkten oluşmaktaydı. Büyük kasrın içerisinde: Harem Dairesi, yeni ve eski olmak üzere iki hamam, biri denize diğeri bahçeye bakan iki Mabeyn Odası, Hasoda Dairesi, denize bakan Divanhâne Sofası, Sultan Odası, Başkadın Odası, Darüsaâde Odası, Silahtar Ağa Odası, Mehterler Odası, Harem Ağaları Odası, Câmeşûy (çamaşırcı) Usta Odası gibi bölümler bulunmaktaydı.

Bahçe içerisinde Kafesli Köşk, Küçük Başkadın Köşkü, Hünkâr Köşkü ve üç sofalı, şadırvanlı Çerâğan Köşkü yer almaktaydı. Yalının ilk çekirdeğini bu köşkün oluşturduğu ve daha sonra isminin bütün yalıyı ifade etmek için kullanıldığı anlaşılıyor. Ayrıca yine bahçe içerisinde büyük bir kameriye ve limonluk ile birlikte 128 çınar ağacının mevcut olduğu belirtilmektedir.

Yalı içerisinde kullanılan mobilyalar arasında; Mardin işi yeşil saçaklı sarı makadlar (divan), Bursa ve Bilecik yastıkları, Hint basmasından yer minderleri, kılabdanlı sarı astarlı al çuha kapı perdeleri, duvarlara çekilen Mardin işi zar perdeler, sedef işlemeli iskemleler, şamdanlar, Kütahya çinisinden lale saksılar, Acem kaliçeleri ve duvarlarda çalar saatler ile talik besmeleler ve hilye-i şerifler sıralanmaktadır. Damad İbrahim Paşa'nın Çırağan'a bitişik "Gülşen-âbâd" isimli bir yalısının daha olduğunu aynı defterden öğrenmekteyiz.

Sultan III. Ahmed'in damadı ile birlikte sürdüğü zevk ve eğlence dolu yılların bir isyanla sona ermesi üzerine tahta çıkan Sultan I. Mahmud'un devrinde Çırağan'ın resmi bazı ziyafetlere ve görüşmelere tahsis edildiği anlaşılıyor. Sadrazam Hacı Ahmed Paşa ve daha sonra Hekimoğlu Ali Paşa, Avusturya ve Fransa gibi devletlerin elçilerine burada ziyafetler verirler. Bu dönemde yalı bir anlamda devlet konukevi niteliğine bürünmüştür.

1741 yılında Çırağan Yalısı'nın Beşiktaş Mevlevi-hanesi'ne bakan mahalli ve büyük Camlı Köşkü'nün Mimarbaşı Mustafa Efendi tarafından tamiratı gerçekleştirilir. Bu tamirattan sonra yapı uzun süre bakımsız kalmıştır.

Sultan III. Mustafa 1767'de Çırağan'ı Şeyhülislam İbrahim Efendi'ye vermiş ise de , İbrahim Efendi yalıda çok uzun süreli oturmaz. 1774 tarihli bir mezad kaimesiyle yapı satışa çıkarılır. Sultan III. Selim'in kız kardeşi Beyhan Sultan tarafından alınan yalı, 1791-1795 yılları arasında Yorgo Kalfa'ya ihmale uğramış halinden dolayı birkaç defa tamir ettirilir.

Sultan III. Selim çok sevdiği Beyhan Sultan'ı ziyaretleri esnasında yalının bulunduğu alanın güzelliğine hayran olur ve gönülden bağlı bulunduğu Beşiktaş Mevlevihanesi'ne de yakın olması nedeniyle kız kardeşinden Çırağan'ı satın alır. Sadrazam Yusuf Paşa, yalının yıktırılarak yerine yeni ve büyük bir sahilsaray yaptırma planını padişaha takdim eder ise de , memleketin içinde bulunduğu sorunlar nedeniyle bu öneri Sultan III. Selim tarafından doğru bulunmaz. Sadece bir mabeyn dairesi yapımına karar verilir.

1802 yılı sonlarına doğru inşaasına başlanan mabeyn dairesi için Eğriboz Sancağı Mutassarrıfı Mehmed Paşa'dan neft yağı, Kocaeli Sancağı Mutasarrıfı Tahir Paşa'dan çeşitli cins ve ebatlarda ağaç sütunlar ve kereste göndermesini istenir. İnşaat tamamlandıktan sonra Sultan, yazlarının büyük çoğunluğunu burada geçirir. III. Selim ile birlikte Çırağan yeniden Osmanlı Sultanları için gözde bir mekan haline gelir.



Sponsorlar: Ilker TemirTurkish WinesWine Prof